Mayıs 28, 2019

O da ne? 22. yüzyıla geçiş hazırlığı mı?

Benim yazma kabiliyetim sadece şiirden ibaret diye düşündüğüm söylemek isterim. Aslında çok kitap okuyan biri değilim. Kelimeler de, duygularımın esirinde içerilerde, bir yerlerde meyve veren ağaçtan esinlenerek yazılıyor. Yine uzun bir tanımlama yaparak saçmaladım. Sanırım insanın bir derece duyguları ve betimlemeleri köreldiğinde kendini istediği yazının cümlelerine veremiyor.

Aslında tamamen başka bir hikaye benim ki.
Çok uzun zamandır başka bir kültürün etki altısında kendi hikayemi tamamlamaya çalışıyorum. Belki de çoktan yaprakları yırtılmış kitabımı tekrar birleştirip okumak ve kendi hikayemi hatırlamak istiyorum. Buraya geldiğimde çok başka hayallerim vardı. Fakat zaman, acımasız davrandı. Önce bana ve benim hikayeme. Sonrasında benim insanlarımdan acımasız olmalarını istedi. Zaman ve insanlarım bana acımasız davrandı, evet... Defalarca bu acımasızlığın bir haberci olduğuna inandım. Mutluluğun habercisi olduğuna inandım. Fakat ben zamana ve o insanlara inat cesur davrandıkça yeni acılar, yeni hikayeler yazıldı ardımdan. Toparlayamıyorum cümlelerimi. Hayatıma giren her yeni birey, her yeni hikaye bulanıktı. Bir şey kazanamadım, bir şey elde edemedim ve bir şey göremedim onlardan. Belki de buydu benim sınavım. Kazanmak değil hiçbir şeyi bilmeyerek, insanların yanılgısına düşerek gerçekleri görecek ve kendi hikayemin, kendi kitabımın sayfa numaralarını netleştirebilecektim. Biraz zor olacaktı ama bunu anlayabilmişsem mutlaka bir yerden başlayacağıma inanmıştım. Peki ne mi oldu? Benim hikayemin başlığı yoktu. Edebiyat öğretmenlerimiz de hep demiştir. Kompozisyon yazarken bilirsiniz. Bir başlık olmalı ki hikayeni belirleyebilesin. Bu hikayende giriş,gelişme ve sonuç olabilmeli. Sen düşünmeden özgürce parmaklarının arasından kayıp gitmeli kelimelerin. Ve sen hikayenin kahramanı olacak karakterlerinden esinlenerek kendini en güzel şekilde anlatabilmenin sırrını çözeceksin. Böyle derlerdi. Ben hikayemin başlığını BİR BUÇUK YIL  sonra keşfedebildim. Bir çocukla tanıştım. Nasıl tanıştığım önemli değil. Çünkü teknolojinin bizi ele geçirmiş olduğu bu dünyada insanların birbirleriyle artık nasıl tanıştığının pek bir önemi yok. Bana dokunmak istedi. Bana yakın olmak istedi. Belki hissetmek istedi, benim ona karşı neler hissettiğimi... Belki dudaklarımdaki sıcaklıkla ifade edemediğim birçok şeyi anlayabilmek içindi. Ya da sadece kendini en üst tatmin seviyesine ulaştırmak için yapmak istemişti bunu. Davranışlarını yanlış bulduğumu ve sapıkça bulduğumu söyledim. Duygularının arka planda olmasıyla onun başka güdüleri ön plana çıkarabilmesine izin verilemezdi. İğrençsin ve sözlerin çok kırıcı dediğimde bana "2019 yılındayız! Sen eski kafa mısın?" dedi. İlk başta aşırı sinirlenmiştim bu lafına. Hatta tüm vücudum titremeye başlamıştı. Sonrasında durdum ve sakinleştim. Neden böyle düşünüyordu. Kendi 2010'da mı doğmuştu? 1993 yılında doğan bir insanın mantıksızca konuşması beni güldürdü. Unacceptable denilen durum yani "kabul edilemez" olarak adlandırılırsa, bu kişi kendi isteklerine karşı gelen insanlara tam olarak "sen ve ben, bir çağ çatışmasıyız" demekle meşgul. Ne kadar da gülünç bir durum. İnsanların geldiği durum bu. Peki ya 2030'a geldiğimizde donsuz dolaşanlara "hey dostum sakin ol 2030 yılındayız" diyerek cevap vereceğimiz bir dünyada mı olacağız? Hadi ama! Eğer sizin istediğiniz zamanın bizi yenmesi ise, buyurun hep beraber 2019 olalım. Şimdi büyüklerimizin neden "eskilerin tadı çok başkaydı" demesini anlıyorum. Senin dediğin 2019'a şöyle bir bakalım 93 doğumlu korkunç insan. Çocuklara tecavüz, çocuk pornocuları, büyüklere saygısı kalmayan yeni nesil, edep ve ar yoksunları, tahammülsüzlük, yolsuzluk, dolandırıcılık ama içten :)
Ve sayamadığım niceleri... İyi bak bunlar 2019! Sen bana "Dalga mı geçiyorsun? Sana dokunmak, kıçımı elle demek sapıkça bir istek mi? Biz çıkmıyor muyuz ya? Senden böyle şeyler istemem normal değil mi? Hadi ama 2019 yılındayız, geri kafalı mısın sen?" Eğer 2019 buysa evet ben 1960 yılında olmayı isterdim. Sanırım insanlar da işine geldiği gibi çağ atlamaya başladılar. Fakat taş devrindeki insanlar bizden daha namusludur diye düşünüyorum. Aklımdakileri ve bana ilham veren iyi ya da aptal insanlardan esinlenerek bu yazıyı yazdım. Yetersizdir fakat samimidir.


Haydi o zaman 2029'dan umutlu değilim diyerek bitiriyorum. :)

22. yüzyıl, Hadi ama beni şaşırt!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder