Aralık 24, 2013

"Biz" Yıl Dönümü

İçime aldım göğsümü üşümesini engellercesine..
 Biraz daha sıktım,biraz daha sardım.. Biraz yıkıldım.
Arsızca  sakladım,sen gelene kadar okşadım. 
O güne kadar..
 Hani o gün!
 Yeminleşmiştik tam kış ayazının gülüşünde.
Bir Aralık gününün en masum yalanıydı.
Şanslıydık,birbirimizle imtihan edildiğimiz çemberimizde..
Sislerin arkasında görünen kaderin duyarsızlıklarıyla,
Koşmuştuk bir daha seveceğimize emin bir şekilde
Birbirmize görünmüştük
Ve öpmüştük yabancılanan yalnızlığımızı
Gömmüştük biz dışında kalan zamansızlıkları.

Hani o gün…
Uykularımızın asla ayrı sarhoş olmayacağı bir ömre başlamaya…
Seninle  bir kardan yuva yapmaya,bütün kar tanelerine meydan okumaya…
Hani o gün.. .
Ellerimle kendimi sana bırakmaya!
Beni koynuna alıp üzerimdeki tüm sensizlikleri soymaya…
Gözlerimden hayalini kör edip  sensizliğin hayaline bile aldanmamaya!
Ayrılık güneşi sırtıma vurmasın diye,arkamda belirip gölgenle yanmaya…
“Bir kızımız olacak” diye her sabah incecik belime fısıldamaya…
İşte o gündü sevgilim!
Sen ve ben değil, “biz” diye başkalaştığımızda!
İşte o an!
O zaman!
Olmamıştı, tamam…

O günlerden bu gün sevgilim!
Sen…
Alnıma gelecek vaad ettiğin öpücük,
Öpücüğü hediye ettiğin kadın,
Kadının olacağım hayaliyle yaşayan yangın,
Yangını söndürecek bir adamın,
Delicesine kokusuna buram buram hasret kalan dargın…
İşte o kadın ve adamın,
Bir güne yılları sığdırılmayan imzanın
umarsızca atılmış bir başlangıç adımının…
İki kalpte ayrı kurguların kahramanıydın!

İşte o gündü sevgilim!
Sen ve ben’i öldürüp,
Biz’i kucaklayıp yatağımızda geceler-gündüzler saydığımız.
Bu gece-gündüz’ler.. Bu saydığımız aykaranlıklar…
İşte biz bugunü sayıyorduk yarim!
İkimizin biz olduğu günü…
Senin geceyi,benim gündüzü giydiğim günü!
Sen siyahtın en güzel karanlıkların içinde
Ben beyazdım en temiz senliklerin peşinde

İşte o gün bugün sevdiğim!
Evliliği kutsallaştırıp,adında Aralık sakladığımız..
En uzun kış gecesinden de uzundu seninle gecelerim
Bir ömür azalmasın diye rüyalardan kaçtığımız,kaçırıldığımız…
Bu gece seni ilk öptüğüm gece ilkim,
Bu gece bizim sonlarla yalpalandığımız,tek kişilik yatakta çitfe kaldığımız.



Aralık 19, 2013

Belime bağlanmış mesafe,başka bir ülke!

Yine... Yineler yenileniyor... Ya da tekrarlanıyorlar.
Bütün sevenlerden uzak,buruşmuş,yalnızlığa yeterince doymuş bir satır. Özlemle yazılıyor hiçbir şeyden habersiz temiz sayfaya... Aslında bakarsan sayfa,benim de hiçbir şeyden haberim yok. Belki de öyle davranıyorum ya da olmamasını istediğim için saklanıyorum. Neyden mi?
Bana ait olmayan bir şehirden. Beni benimsemeyen şehirden! Benim benimseyemediğim şehirden...
Ama o çoktan beni içine hapsetmiş. Çoktan beni bana yasaklamış. Ama! Şehrimi henüz yasaklayamadı. Ben beni unuttum ama;henüz şehrim unutulmadı.
Başka şehir bile bu kadar küstahken ruhuma,başka bir ülke... Başka bir ülke... O ne yapacak bana? Yabancı olmayı bırak,belki bir yabancı olduğumu bile unutturacak bana. Defalarca sorgulayacak satırlarımı.
Satırlarım uykusuz kalacak gecesi bile zifiri karanlığa çalınamayan o ülkede. Ezanların bile ulaşamadığı o ülke.
Başka bir dil ile ağlatacak özlemimi... Mesafeler imkansızlara boyanacak. Ne göstereceksin bana yabancı ülke? Ne sevdireceksin? Ne düşüreceksin benden? Ne sömüreceksin şiirlerimden? Duygularımı? Ruhumu? Korkumu? Soluğumu? Bana ne vereceksin? Benden ne isteyeceksin...
Çok fazla kalmadı,korkma...İkimizde yüzleşeceğiz. Sen başka bir şiirin başlığı olacaksın,ben başka bir kalem olup yazacağım seni. Peki,senin için ben ne olacağım?
Omuzlarıma bir sonbahar mevsimi yükleyecek misin? Senin yağmurlarında sırılsıklam olacak mıyım? Kar tanesiyle erimekten korkacak mıyım? Issız bir sokakta yürürken yakacak mısın ışığını? Evet! Çok kalmadı...
İstediğin gibi bir yabancı olarak geleceğim. Sevgisiz,sevdiklerimsiz,sevenlersiz... Sıradan bir yabancı olarak geleceğim. Bir şiirle kaleminin ayağıyla geleceğim! Bir iyilik yap yabancına...
Geldiğimde kulaklarımı tıka, denizimin sesini duymayacak kadar..
Geldiğimde kör et göz bebeklerimi, şehrimin çizgilerine bakamayacak kadar...
Geldiğimde ayaklarımı bağla,geri dönecek cesareti bulamayacak kadar...
Ve son olarak...
Yüreğime vur...
Acımayacak kadar... Acımasın!! Acıtmasın...
Merhaba deme bana! Bıraktığım bir veda anımsanmasın!

Kasım 28, 2013

Bize ait tek şehir,İkimizin tutsak düştüğü iki şehir var

Bendeki yokluğun soluksuz yaşıyordu. Şu an başka bir yoklukla baş başayız. Sen orada,ben burada... Sen bir şehrin yoksunluğuyla el sıkışırken veda sonbaharında.. Ben senin yokluğunu şehrimize anlatamadım. Anıların gömülü yalnızlığını henüz atlatamamışken... Hep saklımı kalacağız? Hep uzaktan mı sayacağız sevişleri? Hep gözyaşına mı sulanacağız? Bazen boğazımı gıdıklayan bir düğüm oluşuyor tarihlerimizin fotoğralarına bakarken... Bir bir tarih attık asılı kalan geçmişimizin tüm güzelliklerine. Bir biz koyduk her günümüze güneşin ışığı daha kendini göstermeden. Şimdi bir şehre bile sığamadık. İstemeden bir ayrılığa adım boyadık. Kara bir kış mevsimine aldandık. Kömürle kirlenmiş izleri kokladık ayrılık yolunun gözünde...
Sevgilim. Daha biz ayrılığın ismini öğrenmemiştik ki? Henüz sevgiyi omuzlarımıza yüklemişken,ayrılık düştü başımıza gökten... Neden aldın onu düştüğü yerden? Bırak dedim... Bırakıldım... Halbuki ben ayrılık denilen mühürlü vedanın önce beni istediğini biliyordum.. Seni bu vedaya sürükleyemezdim! Ben mecburdum! Mecburuldum. Sen sevgimizi taşıyıp en güzel sayfamıza yazdıracaktın.. Ben o ayrılığı bitirene kadar,savaşacaktık... Savaşacaktım! Şimdi sen ayrılığın kölesi,ben çoktan esiri olmuş bekleyeninim... Hiç olmayacak,değil mi? Gittin,günlerini ben yazıyorum duvarlara.. Gününü ben bekliyorum. Yalnızlığı anlayacak mısın? Anlatacak mısın bana duvara yazılmış günlerini? Tekrar görebilecek miyim sıcaklığının emanetini? Sarılacak mısın bana deli gibi? Acımı aldırmadan beni içine sokacakmış gibi bağrına basacak mısın? Döndüğünde döndürecek misin bizi? Soğuk ellerinle,uzak şehrin kokusundan arınıp silecek misin gözümün rengini? Sadece seni göreceğim o zaman,değil mi? Mecbursuzluğumu geri getirecek misin? Mecburum sen olacak mısın? Beraber döneceğiz şehrimize... Dönecek misin? Ayrı gayrı yollarda,ayrı zamanlarda,farklı yerlerde... Ama aynı şehirde... Aynı şehirden nefes solacağız... Öyle olacak... Mı?
Aynı şehirde aynı gökyüzüne bakıp,hatırlayacak mısın?
Masum bir tebessümle maviden siyaha çalan sonbahar gününde,adımı anacak mısın?
Son bir kez yokla... Ellerimin titreyişini..
Son bir kez varma... Başka bir sensizliğe...
Son bir kez yakma... Sık sık nefes alışımı...
İlk kez sakla... Sevmediğini...
Bu sefer "seviyorum" de.. me...
Sarıl ve sustur... 
Geçmişleri öperek uyandır aklımda...
Ve öylece kalalım...
Ellerim hayalindeyken,
Ellerin beni bağrına basarken...
Son bir kez özlem giderelim...
Bir yanda senin şehrin,bir yanda benim şehrim...
Bizim şehrimize boyun eğerken!
Yazgılara bir kalem daha kıralım...

Eylül 26, 2013

Sensizliğin içinden sonbahara doğru.

Kelimeler hep bir ağızdan sitem ediyorlar hiç yazılmayan zamanın anılarına. Kelimeler o kadar acımasız ki,o kadar çaresiz sevdiler ki beni... Seni tek bir kelimeyle bile yazabilirken,şimdi tonlarca harflerin birleşmesi güçleşti. Hiç bir kelime ikimiz ile yazılamadı. Beni seninle şiir kitabının ön sözünde yaşatan bir şair olmadı. Sayfalar dolusu şiirlerimiz vardı ama;tek yanlıydı.. Tek taraflıydı.. Tek yazgıların buhranıydı. Hep ayrı bir ağlayışlarımız vardı. Sen gözyaşlarını dökerdin,gözyaşları beni sana dökerdi. Bir gözyaşı olmak isteyecek kadardım bağrımda bıraktığın nefes ile... İşte sen o nefestin,en yorgun solunan...  Seni solmaya bile cesaretim yok. Korkak ciğerlerim sen ile dolmaya.. Bir yandan doyamıyorum bir yandan içimde tutamıyorum. Bu kadar mı kalbim hapsetti seni,haykırdın da duymadı mı seni seyre duruşum? Gözlerim yalan mı görmek istedi? Yoksa sen mi yalanı gözüme bıraktın veda öpücüğünle? Bir perdeydin göz bebeklerimin asla göremeyeceklerini kendin ile değiştirdiğin... Anımsadığım en güzel geçmiş,hayalini silinik anılarla tamamladığım şimdim.. Peki geleceğim? Beraber olduğumuz günlerin gelecek taakati var mıydı? Biz gelecek miydik? Biz geçecek miydik? Geleceğimizle geçmiş olacak mıydık kokumuzla hasret gidererek... Yüreğimizde sayamadığımız ümitleri çehremize masumca bir dokunuş ile ölümsüzleştirecek miydik? Yüzündeki çizikleri ararken nefesimle diriltebilecek miydim ölü dudaklarını? Bak sevgilim! Yine yanındayken karanlık boyanmış her yer. Ama hala seni görebiliyorum. Gözlerinde bana ait olan ışık ile. Yine seyrediyorsun nefes alış-verişimi sana yanarken,yine bir şey söylemeye çalışıyorsun ben seni son nefesimle sayıklarken...
İkimizde birbirimizle sayıklanmaya mahkum edilmişiz. Ben son kez'lere söz yeğlemeye fırsatçı,sen benden uzak olan her şeye göz yuman bir vedacı... İçimi aldın götürdün,kalanlara sağ diyemeden... Gözümün içi,avucumun içi,yüreğimin içi,şiirlerimin içi,sensizliğin içi,senliğin içi... Sensizliğin sen'i. Bak bana neleri sahip olamadan gösterdi.
Gözümde bir yaş bırakmıştın,hatırladın mı?
Sen giderken dökeyim diye...
Avucumun içine anılarımızı üflemiştin,hatırladın mı?
Sensizliğinde başkasıyla anım olmasın diye...
Yüreğime kanını akıtmıştın,hatırladın mı?
Sadece seninle yaşasın diye.
Şiirlerime bir satır yazmıştın,hatırladın mı?
O soluk "iki kelime"...
Peki sensizliğin içi? Senliğinden yarım kalmışlıktı o da.
Hatırladın mı peki? Olmak istemediğin günlerde,sensizliğe şimdiden doyayım diye.
Senliğin içi.... Hatırladın mı ilkim?
İşte bu sana son şiirim. Hatırlamadın,biliyorum.
O da kaldı bende. Senliğin içi kaldı... Çünkü "sen" bende olmayacaksın diye.
En acı iç'ti.. Senin kelimede var olup aslında hiçbir yere ait olmadığın iç.
Teşekkür ederim sevgilim. Bu iç'i bana bıraktığın için. Bana ait olmayanları hissettirdiğin için. Teşekkür ederim yine,son defa alnıma bir "sen" kondurduğun için. Hala saklıyorum onu,her gece ısıtıyorum ellerimle,endişe etme!
Ya da et. Et ki son bir iç bırak bana yaad olmuş. Senin için. İçin için sen sevgilim. Son bir kez yaşamak istiyorum seni şiirim bitmeden.


Sessizce,içiin için...

Eylül 17, 2013

İçimde büyüttüğüm çocuğum kayıp,adı "Sen"di. Gördün mü?

Bir çizgi çizmekle yetinirsin bazen,satırlara bedeldir öyle inandırırsın sayfalara. Uzun zamandır tesellisiyle yanıp tutuşan içimde doğan seni "çocuk" diye adlandırmakla başladım bu zamana. Bu şiir bizi çok yordu en başta. Adını hiç koymamalıydık, silinmiş sayfaların yazmamaya ısrarlı tükenmiş umutlarına söz geçirmekten vazgeçmeliydik belki.
Belki sevgiler sadece yazılabilir tek dokunuşta idi. Ne üstünü bir beyaz bir örtü ile örtebildik geçmişin,ne de hayal kurabildik yüzümüz birbirimize dönükken.. Yalanın bile adını koyamadık,doğrular sahicilerin efendisi değildi. Yalanların bile doğru olma korkusu vardı avuçlarımızda birikirken. Hadi bu sefer de yazmayan bir kalemi kandıralım. "Sen çok güzel yazıyorsun" diyelim ona.Hani en son şiirde iki kelimenin memnuniyetsizliğini anlayamayıp kandırılışımız gibi. Hiç yazmayan bir kalem varya hani "bize" benzeyen kalem. Hani biz... Hiç olmayan "biz"in tenimize işlemiş kokularımızı yabancılayan biz hani... İşte o kalem "biz" gibi olsun. O yaza dursun yokları,"biz" varları gidişimize saklayalım. Giderken cebimize atalım iki-üç hatırayı... Belki bir gün yoklarken cebimizi hatıralar yoldaş olur gittiğimiz yolda.
Biliyorum.. Yollarımız bir hayli ayrı yüzümüzü seçemeyecek kadar. Ama kokular hala yabancı. Biz öyle tanıyoruz kokularımızı. Yabancılaşmış kokudan tek damla sürünmüş birbirimizi terk ettiğimiz odanın içindeki paspal giysilerimize.. Sen gitmeden ben gidecektim halbuki.. Neden bu kadar aceleci idin yabancı?
Kokum çabuk uçmasın diye mi bu ayrılık?
Merak etme sevdiğim. O kokuyu beni alnımdan öptüğünde içime çektim buram buram. İlk kokundu bana emanet ettiğin. İlk yabancımdın sen.
İlk çocuğumdun sen kalbimin doğurduğu.
İlk nefesimdin dışarı veremediğim.
İlk hastalığımdın ilacını bulamadığım.
Ve bir ilktin elbisemin üzerinde kalan o acımtırak koku ile.
İlk şiirdin bir de be Sevdiğim.
Sadece adını yazıp "ne güzel bir şiirsin be!" dediğim idin!
İlk rampa idin ayağımın takılıp yuvarlanarak düştüğüm.
İlk yumruğumdun yüzüme "git" diyerek bakarken sıktığım...
Ve şimdi tek bir şey olamıyorsun be İlkim...
Son olamadık. Biz olamadığımız gibi... Son diyemedim.... Benim senden çaresiz gidişimi fırsat bilen bir son...
Olamadık.
Ve bitirdin.
Beni yitirdin...
Seni kilitledin...
Ama kalbime değil... Başka kadına. Başka hayata. Başka bir Son'a...
Bensiz bir sen daha...
Bu şiirde yazıldı yine bak...
Haydi şimdi alkışla benim gözyaşlarımla böbürlenirken...
Ölüşümü kutla sevdiğim kutla...

Mayıs 23, 2013

Adım adım şakraklarıma dokunuş,sayamadığım intiharlarıma vuruş

Parmaklarımın son dokunuşuna kadar titriyorum. Bir taraf acı bir taraf çarenin intihar edişi.
Hangi yola sapsa gülüşümün sezgisi eliyle kapatıyor sessiz mutluluğumu. Yeni bir yol bulmalı avucumda sakladığım kaderim. Ben bu yazgılarda "sen" diyemeyeceğim. İçim titriyor ellerimi sıkarken. Ellerimi sıkmadığımda ellerini arıyor... Bir teselli "acaba?" diye soruyor tekrar avuçlarım semaya uzanırken. 

İçime bıraktığın sesli koku bağrımda sıkışıyor yokluğunda. Gözlerin gözlerime yakalattı ayrılığı sanki. Ayrılık bize en büyük imtihandı. Bitti sandık ama ellerin koynumda,eskimeyen kokun hala saçlarımdaydı.

Yakamdan tutup çek beni kendine,hayalinin ucra sevilmemiş yerlerinde bas bağrına. Yapamadım yine. Beceremediğim sen var. Sevemediğim sen,koklayamadığım bir sen.  Gözyaşlarım hiç bu kadar sen akmamıştı. Doldum,farkındayım. Doldun,anlamadım. Saydım,içimden acıları saydım. Sandın,beni hep güçlü sandın. Ama saçlarım hala ayak bağlarına sıkıca bağlıydı. Başımı başucuna koymuştum. Sen kan kusmuştun ilk defa bana. İlk defa ölmüştüm yanındayken...

Şimdi ağlıyorum. Sana bakıyorum,baktığımı gördüğünü rüyalarken. Sıkı sıkı sardım anıları ve ellerim uyuştu bir anda. Sen'i bırakmak zorunda kaldım... Gitmeye bahanen vardı,bir kaç kefenlenmiş cümle dışında bütün sen gitti. Neredeydin ki nereye gittin? Bir baktım gökyüzü,bir baktım ayrılığın korkulu iki yüzü,bir baktım başlayamadığımız bir öykü...
İçlerinden iç beğen yar. Benim içime üfle sonra. Gözünü kapat ben dokunurken nefesine. Ve son bir defa git. Son satırlardı nefesinde kesilen... Ve bıraktığın hüznünde bir "Biz" daha biten. Sondu hikayelerimizin okunuşu. Mışıl mışıl uyu. Uyu huzurumu emanet ettiğimi bilmeden,uyu...

Mart 16, 2013

Gece sana kan kusmakta,Gündüz seni benden uzaklaştırmakta..


Bir hıçkırıp bir de yutmak var ya gözyaşını. Tam o zamanda kasırganın götürdüğü bir  yerde düştüm peşine. Peşinde durdum , ardında bıraktığın bize düşman olmuş geceleri senden korudum. O geceler sana hiç yüzümü göstermek istemedi. Ben tam gelecekken gözlerini karanlığın gün ışığıyla tutulmasında yumdun. Korkuyordun zifiri karanlığın yalnızlığından. Başucunda beklerdim gündüzler seni ziyaret edene kadar… Sonra beyaz bir gökyüzü vurulurdu uyanışına. Gündüzler de düşmandı fakat bize değil sadece bana… Ona emanet etmek zorunda kalırdım seni. Ne geceleri hatırladın ne de beni… O sana benden daha çok vurulmuş gibi hissettirirdi. Ben zifiri bir koyuluktum,korkardın benden. Devam ederdin geceleri unutmaya sanki hiç gökyüzü kara yüzünü göstermemiş gibi. Yine güneşe dua ederdin  tebessümünle sıcaklığını teninde hissettiren tek teselliye. Halbuki geceleri de sıcaktı için. Isıtırdım üflerdim yüreğine… Her kanadığında pansuman yapardım  gecelerden saklı. Kabuslarını unuttururdum öperek alnından… Dudaklarına adımı fısıldardım “ben gece değilim” diye. Sen tatlı nefesinle rüyalarda el ele gezerdin gündüzünle. Elimi sımsıkı tutardın beni görürmüşçesine,hissedercesine… Gecelere sözde borçluydum.Seni bana gösteren tek bahaneydi. Gündüzler seni terk etmemi söylemişti ne yazık ki. Bir heves ya rüyalarına gelebilirim belki. O zaman gecenin kuytu anın ortasında uyanıp karşında görürdün sana bakan “sen” dolu gözlerimi. Gecenin gerçek kızgınlığını görürdün bize. Zifiri koyuluğun sana sarılmasını hayal ettirmedi sana. Beni gördüğün an geceler pes edecek  şafak vaktine. Bu yüzden gecelere inat sarıyorum varlığımla bedenini.. Bu yüzden geceleri değil,kendimi duyurmak için yaslanıyorum kalbine. Bu yüzden yalvarıyorum sen uyurken gecelere seni bana göstersin diye. İşte bu yüzden, uykularımı sana tercih ettim. Sen uykuya dalar dalmaz bir not bırakıyorum avucunun içine. Gündüzler sevgimden seni kıskanıyor o yazı siliniyor güneşin ışığında… Ben imkansızı oynuyorum sevdiğim. Gün ışığı olmaya çalışıyorum sana ulaşmak için. Zifiri karanlığımı beyaza boya rüyalarında. Buna ihtiyacım var… “Adım gece soyadım sen”… Beni böyle hatırla rüyalarının en güzel yerinde. Ve uyan! Adımla seslen bana. “Merhaba gece,merhaba” “Ben gecedeki gün ışığında olmak isteyen sensiz yarım kalmış Ay,Hilal”… “Sen Güneş’e yalancı vurgun olan gecelerden kovulmuş Dolunay”…

Mart 14, 2013

Adını "sanmalara" mecbur kıldık "GALATA"


Gözüme önündeki anlamı olmayan harfler. Bir hece oluyor,daha sonra bir kelime ve iki,üç,dört… Bakıyorum “sen” olmuş. Bir bakıyorum “sensiz” olmuş. Yine bakıyorum “sen” kalmamış. Yazıyorum ama hep yarım kalıyorsun. Ya “gitmiş” ya “terk etmiş” ya da “hiç olmamış” çıkıyor o anlamı olmayan harflerden. Ellerim titriyor “seni” getirmek için yeniden.. Yeniden bir anıyı cümlelere hapsetmek istiyor. Ellerim soğuk olmamalı… Terlemeli,yazdığım her darbeye bir ıslak heyecan bırakmalı. Hüznü unutmalı. İlk günümüzdeki gibi,hani kelimelerimizle kuramadığımız masum dokunuşlarımızı… Birbirimize hangi kelimeyi anlatmaya başlasak hecelerin yer değiştirip bizi birbirimize bağlaması vardı ya… Başlamadı mı o hecelerle hissedişimiz? Bir araya gelemiyor “sen” olmadan. Cümleler kalbimin tercümesini yapan aptaldı sadece. Bakma ona bir sen gidip bir sen geliyor. Cebimin yoklandığı zamanın verdiği boşlukta bazen “sen”… Bazen bir hissiz gülüştün. Bazen dinlediğim şarkılarda duygulanamadığım gecelerdin “sen”… “Sen” bir çok yazıydın kelimelerin anlamını yitiren. Gözyaşlarımın dökülmek istemediği yerdeydin “sen”. İmkansızlara koşuyordun,ben imkansız olmaya çalışıyordum. Sen hep başa dönen saat gibiydin aşkta. Ben senin etrafında dönen yelkovandım zamanın sensiz dakikalara baş kaldırışında..  Attım kendimi içinde sen yankılanan boşluğa. Boşluk senmişsin,yankılar hiç duyuramadığımız seslerimizin haykırmasıymış.  Karanlık bir boşluk olmayı seçtin fakat seni hak etmeyen bir yalnızlığı tercih ettin.. Sanmalara aldandık geleceğimizin hayallerini kurduğumuz her an. Sanmaların adını biz koyduk “hayal” diye.. Adsız sanmalar boş bir kuruntudan ibaretti bizden başka herkese.. Herkesin içinde biz var olmamalıydık. Biz çok başkaydık be İlkim..  Biz herkesin hayallerini yaşamak istemedik. Bizim farklı bir geleceğimiz olmayacaktı belki.. Belki herkes gibi mutlu olmayacaktık,belki de herkes gibi yaşamayacaktık. Ama “sen” olacaktın işte… “Biz” olacaktık… Adı koyulmamış tüm sanmalar “senli” olacaktı, “biz” diyecektik sonsuzluğa gözümüzü yumana kadar. Ben öpecektim kirpiklerinden başımı adını “huzur” koyduğum omzuna yaslayacaktım. Sen koklayacaktın adını “cennet” koyduğun saçlarımı.. Adını biz koyacaktık aşkımızın. Şimdi adımız ne bizim? Yaşayamadıklarımız,yaşanan anılarımız,yaralanışlarımız,gururlarımız,beraber attığımız adımlarımız,vurulduğumuz şarkılarımız… Adı “biz” olan her şey,şimdi adsız mı kalacak? Hiç yaşamamış gibi öldürecek miyiz gizlice “bizi”? Henüz adını koymadan gitme! “Ayrılık” koy,razıyım! Yeter ki bir şey söyle ona… Son bir kez adıyla seslen.. Sarıl sımsıkı ve git. Ben adını koyamadım sensiz kalbim el vermedi.. “Benim bir adım yok mu?” dedi.. O benim adımı çoktan koymuştu.. “Anne”… Ben adını koyamadım sensiz… “Kız..-..” diyemedim. Tam arkasındaydım.. Duymanı istemedim onun yüreğimde gizlenen adını.. Sen demiştin ya hani,hatırlıyor musun? Sanmalarda kalmış aklım ben unutmuştum. Ama Ona fısıldamıştım sensiz dünyama geldiğinde.. “Galata”… Galata’ydı onun adı. Hem sana bağlı hem de bana yasaklı olan Galata… Haydi sarıl Galata’na.. Hayallerimize sarılmış gibi,adını koyamadığımız bir çok zamanlarımızın çalınmışlık hissinin nice hüzünleri gibi.. Pişmanlık yaşıyormuş gibi,her dakikan değerliymiş gibi sarıl Galata’na… “Biz”den geriye kalan tek hatıra…

Şubat 28, 2013

Sayılı ayrılık, umuden yıkılmışlık.


Öleceğini nereden bilebilirdim ki? Sevgiyi yerde öylesine boş bir cesede emanet ettiğini nereden anlayabilirdim ki? Uzakların sana “unut” diye vesvese vereceğini nasıl hissedebilirdim? Ben hiç dinlemedim ki sevgisiz olan hikayeleri. Hep kulaklarımı tıkadım yalanlar söz hakkı aldığında… Susturamadım ama dinlemedim. Söz yeğledim yürüdüğün adımın gölgesine sadık kalacağıma. Biliyorum hep gölgelerini sakladın benden. Arkanda hep birilerini bıraktın yolumu yanıltman için. Seni görememek için. Nereden bilirdim ki sevmediğin bir kadına gölgeni koklatmadığını… Nereden anlayabilirdim başka ayrılıklara bahaneler ürettiğini. Sayılı ayrılıklarla önüme engel koyacağını,anlayamazdım. “Kal” dedin,”geliyorum” dediğimde. “Yardım et” dedin “kurtaracağım seni” diye yemin ettiğimde. Masum bir çaresizlik içindeydin. Sonum olmayan bir sevda peşindeydim. Sen çaresizdin ben kör… Çaresiz? Hayır! Sen yalancının yatsıya kadar yandığı mumdun,ben yalana vesile olan o mumun kana kana erimesini isteyen korkuydum.Şimdi neyimiz kaldı eriyen mumun izlerinden başka. Oracıkta kurudu,kalıntıları kaldı bize dair tüm yalanların. Kalıntıların kazıtıldığı an paramparça olup,üflendi kuru bir boşluğa. Üflerken zor çıktı dudaklarımdan o kuru rüzgar. Öylesine bir nefes verdim dışarı kurumuş mumun yalanından eser kalmaması için. Yetmedi o nefes kurumuş mumun kalıntılarını uçurmaya. Yine üfledim var olduğunu sandığım fakat sensiz var’ı olmayan nefesimle. Yine yettiremedi onları rüzgarların içine hapsettirmeye.. Başka bir fırtına alıp götürecekti senin yalanınla eriyen o mumun izlerini. Ne fırtınalar koptu,ne tayfunlar savurmaya çalıştı o izleri… Hiçbir esinti atamadı senden bana kalan hüzünleri. Tuttum elimden yorgunluğumun, kaldırdım onu ayağa. “Dayan! gitti bak yok işte" dedim. Hadi kalk ve dik dur. Sil o acılarını gözlerinden. Akmasın onun yürüdüğü yerlerden geçerken. Bir kolundan ben tuttum bir kolundan anılar. Yorgunluğum son bir kez teselli istedi senden. Baktı sen dolu gözlerle. Yanına yaklaşmak istedi. Daha çok güçsüzleştiğini kabullenmedi. Koştu ama göremedi o yanan mumu. Düştü yangınların içine. Kavruldu… Meğerse bu yüzden üflerken yetmiyormuş o mumun kalıntılarını yok etmeye… Meğerse yorgunluğum yanıp tutuşmuş o mumun içinde. Her şeyimi yakmışsın. Hislerim,boyun eğişim,gücüm,sıcaklığım,kokum,korkum,gülüşüm,düşüşüm,soluşum,düş kuruşum… Her şeyim yanmış o yalan mumunun içinde. Aldın götürdün bende olan ne varsa yalanına. Meğerse bendeki her şey ateşmiş o mumu yakan. Sen sadece alevlendirendin o mumu emeklere kıydığın zaman. Al hadi çakmağını bir mum daha yak. Bu sefer yalanların için değil,yalnızlığına… Hadi bir mum daha yak,karanlıkta yürüdüğün yollarına… Hadi bir mum daha yak,kaybettiklerini bulmana… Bir mum daha yak… Pişmanlığa,yakıp kül ettiğin vücuduma… Bir mum daha yak,vedalara… El sallıyorum o mum ışığında. Üfle ve gözünü kapa. Ben giderken arkamdan bir ışık tut,sadece bastığım yerlere. Üçe kadar sayacağım senin için. O an gözlerini aç,son bir kez bak. Veda gölgesine…

Şubat 11, 2013

"Keşke gitmeseydin... Keşke bitmeseydin..."

Biliyordum... Sen de o Kule'ye aşıksın benim gibi. Sen de anılarımızı canlandırıyorsun o Kule ile göklere ulaştığında. Sen de o Kule'nin duvarlarıyla ağlaşıyorsun benim gözyaşlarımı tutamadığım gibi. Yapamadığını biliyordum. O Kule'yi bırakamayacağını biliyordum. Peki şimdi benden nasıl uzak durabiliyorsun? Bunu nasıl yapabiliyorsun? Bu kadar kolay mı alışmak? O Kule sana ne fısıldadı? Nasıl unutturdu seni bana? Gözlerini kapattığında hiç mi gelmiyorum gözlerinin önüne? Artık bitti mi acın? Acımıyor kalbin,değil mi? Yaralanmadı için değil mi? O Kule'ye emanet ettim seni. Sana iyi bakıyor,değil mi? Hep sana uzaktan bakıyor. Sen onu izliyorsun kimi zaman... Bazen ağlıyormuşssun,bazen uzun uzun dalıp gözlüyormuşsun onu. Öyle dedi bana O Kule.. Bazen gözyaşlarını bile silmeye taakatin olmuyormuş. Kuruyup gidiyormuş esen rüzgarla.. Bazen gözlerin dolar dolmaz terk edip gidiyormuşsun O Kule'yi izlediğin yerden. Bazen de hafif bir tebessümle geçip gidiyormuşsun yanından. Ama hep için haykırıyormuş. "Keşke gitmeseydin..." Hep bunu söylüyormuşsun. O Kule de sana mutlu anıları bırakıyormuş ki için daha fazla haykırmasın,seni kimse duymasın diye.Anılara bakıp bakıp son bir kez o Kule'ye sarılıyormuşsun. Sanki beni kollarına alır gibi,sımsıkı sarıyormuşsun ona. O Kule de bıraktığım huzuru kalbine hissettiriyormuş. Yine ağlıyormuşsun o huzuru hissettiğinde. Bu sefer yine O Kule gözyaşlarını siliyormuş hafif bir esintiyle. Sonra güneşin karşısına bırakıyormuş seni. Beni göstermek  için hep o gün ışığını seyrettiriyormuş sana. Dudağının kenarından süzülüp giden küçücük bir gözyaşıyla beraber hafif bir tebessümle bakıyormuşsun o gün ışığına. O Kule'de arkandan sana sarılıyormuş. Hiç bırakmamış seni. Öyle dedi bana. Hep koynunda uyutmuş seni. Unutturmuş sana beni. Gözyaşlarını dindirmiş bir anlıkta olsa. Sonra sen o gün ışığına doğru gidip,bensiz hayatına devam ediyormuşsun. Hep mutlu ol,gün ışığıyla bana geldiğin gibi... O gün ışığıyla hayatına devam et. Hep bensizmişsin gibi,hiç olmamışım gibi... Sadece O Kule'yi hatırla. Beni anmak istersen O Kule'ye sor beni. Sana cevabı hep aynı olacak. "Tıpkı ilk günkü gibi,seni hep sevdi..." O Kule'de buluşmak ümidiyle,hep adımların götürsün seni.. Hayali huzur olmayacak,O Kule'nin tesellisi olmayacak. Ben geleceğim ve seni orada bekleyeceğim. O Kule işte o zaman sana seslenecek. "Gel,gün ışığı doğudan parlıyor." diyecek. Son birkez buluşacağız O Kule'nin ayakları altında. Bakacağız ışığımıza,O Kule bizi gökyüzüne çıkaracak. İşte o zaman hiç birşey bizi ayıramayacak. Ben sen ve ayrılığımıza ortak olan O Kule... O Kule'yle ilk tanıştığımız an gibi,bedenlerimiz acıları savuracak...

Şubat 05, 2013

Aynadaki "sen"in karşılığı yüreğim.


Bir başlangıç için yüreğim fazlasıyla korkak. Seni anlatamıyor gecelere. Gecelerle dertleşmekten çekiniyor. Yüz yüze gelmekten korkuyor dolunayla. Dolunayın ışığı gözyaşlarımı ifşa edecek. Fırsat kolluyor. Eziliyorum gecenin karanlığında... Titriyorum yıldızları sayarken. Neden hep gece siyahı seçiyor? Neden siyah geceye boyanıyor? Siyah geceler neden gündüze  and içiyor? Gecelerde benim kadar korkak. Gündüze sessiz bir veda konduramamış karanlığa büründüğünden beri. Adı gece olduğundan beri ışığa seslenememiş. Yıldızlar,dolunay ona çare değil. O Güneş'i istiyor. Geceler Güneş'i umudu biliyor. Gündüz geceyi öyle kandırmış. Dolunay'da gündüze yalvarıyor Güneş'i geceye katsın diye. Ama biri siyah biri kızıl. İkisi de koyu fakat biri parlak biri zifiri. Biri korkutucu biri umut dolu. Biri ıssız biri kalabalık. Biri hüzünlü biri güçlü. Zıt duyguların aynı gökyüzünde olması. Tıpkı bizim aynı sevgide farklı yüreklerle sevmemiz gibi belki de. Kaçışlarımıza inat kadere boyun eğmek bizim yaşadığımız en güzel esaret. En acı verici tutku fakat bazen içimizi ısıtan bazen deli gibi hasretle anılan bir duyguydu bizim tutkumuz. Yollarımız ayrı değil sadece gökyüzü rengimiz ayrıydı bizim. Sen Gece idin ben Gündüz. Tam ortada buluşuyorduk . Gece Gündüz olmaya yüz tutarken,Gündüz Geceye kendini esir ederken. İşte tam o renkte sarılıyorduk birbirimize. Kızıl mavi bir gün ışığı. O zaman Gece Gündüzü öpüyordu,kokluyordu. Gündüz ise Gecenin omzunda huzura uyuya kalıyordu. Hep o kızılın mavisinde aradım seni sevgilim!  Beni çok uzaklarda arama aslında ben senin olduğun yerdeyim. Gökyüzündeyim...
İyi gün geceler. Esmer bir ufuğun yalvarışıyla sımsıkı tutunalım. Koyu bir renge dalalım. Senin gibi zifiri benim gibi hafif sarımtırak olsun. Gözümüzü kapadığımızda geceye sarılırız gözümüzü açtığımızda gündüzle anılarımızı yaşarız. Bir parça gökyüzü çizdik işte. Boyadık sevgiyle,boyandık geçirdiğimiz saniyelerle. Sırılsıklam bıraktık kendimizi gökyüzünün bize bahşettiği yağmurla. Ipıslak sözlerimiz,bakışlarımız. Ellerimiz kuru kalmış. Bir cepte imiş ellerimiz. Kavuşmanın cepleri ellerimizi ayırmadı. Ama başım ıslanmış üşüdü azıcık. Omzun ağlamış gizlice. Öptüm yağmurlu dudaklarımla,bir daha ıslandı. Başımı koydum kurudu bedenin. Yağmur ağlamayı durdurana kadar teselli ettik onu. O bizi ıslattı biz sustuk.  Ve ağlayan içimizdi,içimiz gökyüzü idi. İçimiz ağladı "yağmur"du onun adı. Biz sustuk ama yağmur yine içimize aktı.  Kabullendik sırılsıklam yaşlanmayı,birlikte bir gökyüzü olmayı...

Ocak 28, 2013

"Sen olmadığında..."

Güçlü olduğumu sen olmadığında fark ettim. Düşüp kalkmayı senin gölgende ağlarken fark ettim. Içimin sızısı sen olmadığında haykırdığını fark ettim. "Bilinmeyenler"... Neden o bilinmeyenin bir bataklık olduğunu söylemedin? Neden o bilinmeyenden kaçıp huzuruma sığınmayı dilemedin? Neden gözlerime bakıp dürüst olmayı denemedin? Seni sevgimle,ruhumla,dualarımla koruyacağım..Baş ucumda duran yalnızlığa,sensizliğin adını koyan mesafelere baş kaldırıp yanında aldım soluğu. Gölgeni göremeyecek kadar çaresiz rüyalarım yalvardı Rabb'ime... Gözyaşlarım henüz yaşken hıçkırdı anılar peşinde. Bir gün geldi. Yine sen ve ben... Olduğumuz yer. Ellerim sıcaklığını aradı "sen ve ben"i yaşattığımız yağmurlu bir günde... Yazdı yüreğim son sözlerini parça parça susarak. Cevabını okudum beklenmedik yağmura yakalanarak. Tebessümle gizlemeye çalıştım yağmurdan gözyaşlarımı. Silmeni bekledim belki de. Gelip gözyaşlarımı tembihlemeni bekledim. "Bir daha sakın yağmuru fırsat bilip,süzülme bu soğuk yanaklardan"... Yapmadın. Çünkü sende çaresizdin. En iğrenç çaresizlik. Ama çaresizliğine çare olacağım,söz veriyorum! Söz veriyorum o günü sana unutturacağım. Beni bile hatırlatmayacağım sana. Sen iyi olacaksın! Kalbin gibi... Ben ise yanında olduğumu hissettirerek senin çareni bulacağım. Sana asıl olan çareyi... Benden daha iyi bir yüreği. Benden daha iyi bir umudu. Benden daha iyi bir mutluluğu. Benden daha iyi bir umudu. Asıl mutlu olabileceğin bir yol çizeceği beraber. Karanlıkta ışığın olup çıkmaz yoldan kurtaracağım seni. Yolumuzun mutlu sonuna seni emanet edip,sana huzurlu bir veda fısıldayacağım. Gülüşlerini görmeden bu hayattan kopmayacağım. Seni seviyorum yalnızlığımın sebebi,ayakta durabileceğim gücüm. Seni seviyorum!

Published with Blogger-droid v2.0.9

Ocak 17, 2013

Ellerim bomboş,yüreğimde İstanbul

Başlangıcımın şehri... Kavuşmamıza sadece saatler dayanmak zorunda şimdi. Fakat bu sefer içim daha hüzünlü,daha ürkek,daha sessiz... Bir an kalbim yerinden çıkarcasına seviniyor. Sonra bir durgunlaşıyor... İstanbul'um,birbirimizi yabancılamayalım ne olur... Ben sana doyasıya bakarken,gözümün önünden bir an bile ayrılma.Kollarına koşarken kollara atma kendini. Bana doğru koş,gücünün yettiği kadar bas beni bağrına. Ama biliyorum,hiç bir zaman sıcaklığında huzura dalamayacağım. Bir daha içinde uyuya kalamayacağım. Bir daha omzunda seninle olan hayallerimizi kuramayacağım. Son bir kez kollarını ödünç versen bana,son bir kez baksam gözlerinin derinliklerindeki çaresizliğe. Çaresizliğine çare olsam... Çok özledim,gerçekten çok özledim. Sen özlemedin mi? Sen içine çekmek istemedin mi huzurumu? Çaresizliğin,peşine mi düştü? Gözlerime bakamayacak kadar yalancı mıydın? Emanet ettiğim sevigiyi kandırdığın için mi bıraktın gözlerimi? Yalnızlığına mı yenildin ben nefesimle seni yaşatmaya çalışırken... Senin için mücadele ederken,beni izlemek mi yordu seni? Yoksa layık olmadığın bir sevgiyi taşıyamayacağını mı düşündün? Hiç biri yüreğimin umurunda değil,inan... Sadece bana sevdirdiğin İstanbul'u seninle yaşamak istiyorum
O sevdirdiğin şehrin kucağında sımsıkı sarılarak uyuya kalalım. Gözlerimizi hiç açmayalım. Gözlerimiz kapalı,o şehri dinleyelim. İSTANBUL'u dinleyelim... Anılarımızı canlandıralım birbirimize sarılırken. Rüzgârı bedenimizde hissedelim. En tepede. Galata Kulesi'nde... Yaşanmışların hatrına,sevgimizden kalan hatıralara söz verelim.Tıpkı yüreğime İstanbul'u fısıldadığın gibi,bu şehri ölümsüzleştirelim...

Published with Blogger-droid v2.0.9

Ocak 11, 2013

Bir soru sıfır cevap

Soruların anlamını sadece cevaplarda aramanın çaresinden başka bir çare bulamadım. Başka bir sorum yoktu çünkü Sen'den başka. Başka bir cevap veremedim. Göz bebeklerim dondu sadece isminin ilk hecesi çıktı ağzımdan. Yavaş yavaş yanaklarımdan akıp gitti bir ayrılık. Bakakaldım geçip giden yalnızlığıma. O da bulamamıştı sende olan cevabı. "Bilinmeyen şeyler var". Tek verdiğin cevap buydu onca sorular dediğin tek bir soruma. Benim sorum ise sadece buydu. Sadece tek bir soruma "Sen" deseydin bile razıydım. "Bilinmeyen şeylerde ben varsam,gidecek misin?" Hâla amansızca aradığım o cevap,seni özledikçe karmaşık hale geliyor. Kalbim hep "Hayır" diye duymaya avutmuş kendini. Halbuki, O çoktan cevabını vermişti. Gitmişfin... Sorulara sessizce cevap verip,gitmiştin. Hatırlar mısın? Sende bana bir soru sormuştun,daha sorular anlam kazanmadan... "Gitmezsin,değil mi?" Benim cevabım sessiz değildi senin ki gibi. Elini alıp kalbime götürmüştüm. "Dinle sevgilim,sadece dinle..."
Gidişimi inkâr et ,gelişimi seyret ve aç yüreğini. Bak gözlerime. Ilk gününüzde bana ilk soruyu sorarkenki bakışın gibi... Yine tutsan elimi. Ne olur. İlkim...

Published with Blogger-droid v2.0.9

Ocak 08, 2013

Bir nokta

Dilimin ucunda anlatılmayan bir çaresizlik gizledim. Şimdilik sessizliğe verdiğim sözü tutmalıyım. Sessizliğin de bana verdiği bir sözü vardı. O olduğunda kalbimin sessizliğini de bozmayacaktı. Duyamayacaktım artık atışlarını,içime işleyen o haykırışları... Soğuğunda üşümesine izin vermek istemedim ama üşümesine göz yummalıydım. Böylece ısınacağı yeri daha kolay bulacaktı belki de... Belki de hep üşümek istedi kalbim. Huzuru çarpıntıları donduran soğukta bulacaktı. Yalnızlıkta anlayacaktı acının olmayan yüzünü. Herkes gibi o da bencil olmak isteyecekti belki de. Fedakârlıktan yoksun olan insanlardan kaçmaya yeltenecekti,kim bilir. Yaralanmayacağı soğuk,yalnız ve sessiz bir yeri bulmaya muhtaç kalacaktı. Şu an olduğu yerden kurtulup,sevdiği bir soğuk ile üşümeye tutsaktı. O soğuk saf,dürüst ve cesur olacaktı. Ona sarılıp titreyecekti. O zaman anlayacaktı. "Üşümek hiç bu kadar sıcak hissettirmemişti. Yalnızlık hiç bu kadar kendini sevdirmemişti. Sevgi,hiç bu kadar tek başına mutlu olmamıştı. Bedenim,hiç bu kadar özleme yenik düşmemişti"... Bir nokta gibi kesindi,kararlıydı kalbim. Üşümek için soğuğa teslim olmayacaktı. Soğuk ona kendini hissettirecekti. Ya orada donup teslim olacaktı ya da sıcaklığıyla karşılık verecekti... Tam ortasında şimdi. Soğuk bir günde ılık bir acı... Acıttı... Soğuğun güneşle imtihan edilmesi gibi...

Published with Blogger-droid v2.0.9

Ocak 05, 2013

Sensizliğin serzenişi

İlk derken yüreğimden bir parça koptu. Gözlerine baktığım o tarifsiz dokunuş geldi aklıma. Doyamamak varmış bıraktığın hüzne. Ne kadar acıtsa da doyamadım işte. Henüz hayalimi bile tamamlayamamıştım. Şu an ismini defalarca yazmak istiyorum. Her defasında öleceğimi bilsem de isminle yeniden ayakta durmaya gücümün yeteceğini sanıyorum. Hani bir şey demiştin ellerindeki sıcaklığı yüzümde hissederken... "Sen bıraksan da ben bırakmayacağım..."
"Seni nasıl olur da bırakırım. Sen benin en büyük fedakârlığımsın.. Sen benim aşkta ilk adımlarımsın. Henüz acemiyiz aşkta. Emekliyoruz... Düşsek de incinse de bedenimiz,beraber düşüp beraber kalkarız yürüdüğümüz yollarda. Yürüdüğüm yolu bana sen öğrettin,adımlarımı seninle yürüdüm ben. Ben seninle aşkta büyüdüm.. Ben seni nasıl bırakabilirim,nasıl? Nasıl yüreğimden düşen yaprağın fırtınaların alıp götürmesine izin verebilirim. Nasıl senin sıcaklığını başka bir sıcaklığa değişebilirim? Nasıl başka bir aşka emin adımlarla yürüyebilirim? Sen yoksan ben düşe kalka yürüdüğüm yolumuzda nasıl tekrar kalkabilirim? Ben seni nasıl bırakabilirim? Ilkim..."
Sadece bu satırlarla gitmeni engelleyebilirdim belki. Üzgünüm ben hâlâ aşkta çok acemiyim. Seninle bütün zorluklara göğüs germeye alışmışım. Üzgünüm hâlã gittiğini kabul edemedim. Ama artık umut yok,acemilik yok. Kısacası sen yoksun. Hoşça kal ilk adımlarım. Hoşça kal...

Published with Blogger-droid v2.0.9

Ocak 03, 2013

Azalan günler artan özlem

Üzerime başka bir şehrin kokusu sinmiş. Kendi şehrimin gökyüzünü unutmaya yüz tuttum... Yabancı bir şehre yabancı adımlar bastı. Adımlarım,zorla ilerlemeye çalıştı yabancı şehrin kollarına doğru. Gözyaşlarımı bile yabancıladı bu şehir. Yağmurda ağlarken inadına çiseliyor gözyaşlarımı saklamamı istemezcesine. Güneş inadına vurmuyor odamın penceresine. Geceler Ay'ı bile saklamış o siyah toz bulutlarıyla. İşte bu yüzden sevemedim seni yabancı şehir. Hiç bir tesellim yok burada durmam için. Adımlarıma "gitme" diye yalvarmamam için hiç bir neden yok. Nedenlerimin aklında bir şehir var. Seninde yarım kalmışlığın var,biliyorum. Sende o şehirde kendini bulmak istiyorsun biliyorum. Belki de kaderimiz bu. Aynı yürek,aynı acı,aynı çaresizlik... Hatta aynı umut. Ama farklı şehirler. Buram buram özlediğin kokuları içine çek. Birgün pişman olmamak üzere... Benim için sadece şehrin gökyüzüsü var. Senin için bir şehir ve orada özlediğin hüznün. Benim için sadece Istanbul var belki. Ama senin için var olan şey anıların izi... Bir iyilik yap yüreğine. Çok fazla acıtmasın,kanamasın. Belki bizimde bir şehrimiz olur birgün. Belki yabancıladığımız gökyüzü artık alışıldık gelir. Belki hep o şehirde kalmak isteriz. O şehre inat... Özlenmişleri sileriz...

Published with Blogger-droid v2.0.9