Mart 16, 2013

Gece sana kan kusmakta,Gündüz seni benden uzaklaştırmakta..


Bir hıçkırıp bir de yutmak var ya gözyaşını. Tam o zamanda kasırganın götürdüğü bir  yerde düştüm peşine. Peşinde durdum , ardında bıraktığın bize düşman olmuş geceleri senden korudum. O geceler sana hiç yüzümü göstermek istemedi. Ben tam gelecekken gözlerini karanlığın gün ışığıyla tutulmasında yumdun. Korkuyordun zifiri karanlığın yalnızlığından. Başucunda beklerdim gündüzler seni ziyaret edene kadar… Sonra beyaz bir gökyüzü vurulurdu uyanışına. Gündüzler de düşmandı fakat bize değil sadece bana… Ona emanet etmek zorunda kalırdım seni. Ne geceleri hatırladın ne de beni… O sana benden daha çok vurulmuş gibi hissettirirdi. Ben zifiri bir koyuluktum,korkardın benden. Devam ederdin geceleri unutmaya sanki hiç gökyüzü kara yüzünü göstermemiş gibi. Yine güneşe dua ederdin  tebessümünle sıcaklığını teninde hissettiren tek teselliye. Halbuki geceleri de sıcaktı için. Isıtırdım üflerdim yüreğine… Her kanadığında pansuman yapardım  gecelerden saklı. Kabuslarını unuttururdum öperek alnından… Dudaklarına adımı fısıldardım “ben gece değilim” diye. Sen tatlı nefesinle rüyalarda el ele gezerdin gündüzünle. Elimi sımsıkı tutardın beni görürmüşçesine,hissedercesine… Gecelere sözde borçluydum.Seni bana gösteren tek bahaneydi. Gündüzler seni terk etmemi söylemişti ne yazık ki. Bir heves ya rüyalarına gelebilirim belki. O zaman gecenin kuytu anın ortasında uyanıp karşında görürdün sana bakan “sen” dolu gözlerimi. Gecenin gerçek kızgınlığını görürdün bize. Zifiri koyuluğun sana sarılmasını hayal ettirmedi sana. Beni gördüğün an geceler pes edecek  şafak vaktine. Bu yüzden gecelere inat sarıyorum varlığımla bedenini.. Bu yüzden geceleri değil,kendimi duyurmak için yaslanıyorum kalbine. Bu yüzden yalvarıyorum sen uyurken gecelere seni bana göstersin diye. İşte bu yüzden, uykularımı sana tercih ettim. Sen uykuya dalar dalmaz bir not bırakıyorum avucunun içine. Gündüzler sevgimden seni kıskanıyor o yazı siliniyor güneşin ışığında… Ben imkansızı oynuyorum sevdiğim. Gün ışığı olmaya çalışıyorum sana ulaşmak için. Zifiri karanlığımı beyaza boya rüyalarında. Buna ihtiyacım var… “Adım gece soyadım sen”… Beni böyle hatırla rüyalarının en güzel yerinde. Ve uyan! Adımla seslen bana. “Merhaba gece,merhaba” “Ben gecedeki gün ışığında olmak isteyen sensiz yarım kalmış Ay,Hilal”… “Sen Güneş’e yalancı vurgun olan gecelerden kovulmuş Dolunay”…

Mart 14, 2013

Adını "sanmalara" mecbur kıldık "GALATA"


Gözüme önündeki anlamı olmayan harfler. Bir hece oluyor,daha sonra bir kelime ve iki,üç,dört… Bakıyorum “sen” olmuş. Bir bakıyorum “sensiz” olmuş. Yine bakıyorum “sen” kalmamış. Yazıyorum ama hep yarım kalıyorsun. Ya “gitmiş” ya “terk etmiş” ya da “hiç olmamış” çıkıyor o anlamı olmayan harflerden. Ellerim titriyor “seni” getirmek için yeniden.. Yeniden bir anıyı cümlelere hapsetmek istiyor. Ellerim soğuk olmamalı… Terlemeli,yazdığım her darbeye bir ıslak heyecan bırakmalı. Hüznü unutmalı. İlk günümüzdeki gibi,hani kelimelerimizle kuramadığımız masum dokunuşlarımızı… Birbirimize hangi kelimeyi anlatmaya başlasak hecelerin yer değiştirip bizi birbirimize bağlaması vardı ya… Başlamadı mı o hecelerle hissedişimiz? Bir araya gelemiyor “sen” olmadan. Cümleler kalbimin tercümesini yapan aptaldı sadece. Bakma ona bir sen gidip bir sen geliyor. Cebimin yoklandığı zamanın verdiği boşlukta bazen “sen”… Bazen bir hissiz gülüştün. Bazen dinlediğim şarkılarda duygulanamadığım gecelerdin “sen”… “Sen” bir çok yazıydın kelimelerin anlamını yitiren. Gözyaşlarımın dökülmek istemediği yerdeydin “sen”. İmkansızlara koşuyordun,ben imkansız olmaya çalışıyordum. Sen hep başa dönen saat gibiydin aşkta. Ben senin etrafında dönen yelkovandım zamanın sensiz dakikalara baş kaldırışında..  Attım kendimi içinde sen yankılanan boşluğa. Boşluk senmişsin,yankılar hiç duyuramadığımız seslerimizin haykırmasıymış.  Karanlık bir boşluk olmayı seçtin fakat seni hak etmeyen bir yalnızlığı tercih ettin.. Sanmalara aldandık geleceğimizin hayallerini kurduğumuz her an. Sanmaların adını biz koyduk “hayal” diye.. Adsız sanmalar boş bir kuruntudan ibaretti bizden başka herkese.. Herkesin içinde biz var olmamalıydık. Biz çok başkaydık be İlkim..  Biz herkesin hayallerini yaşamak istemedik. Bizim farklı bir geleceğimiz olmayacaktı belki.. Belki herkes gibi mutlu olmayacaktık,belki de herkes gibi yaşamayacaktık. Ama “sen” olacaktın işte… “Biz” olacaktık… Adı koyulmamış tüm sanmalar “senli” olacaktı, “biz” diyecektik sonsuzluğa gözümüzü yumana kadar. Ben öpecektim kirpiklerinden başımı adını “huzur” koyduğum omzuna yaslayacaktım. Sen koklayacaktın adını “cennet” koyduğun saçlarımı.. Adını biz koyacaktık aşkımızın. Şimdi adımız ne bizim? Yaşayamadıklarımız,yaşanan anılarımız,yaralanışlarımız,gururlarımız,beraber attığımız adımlarımız,vurulduğumuz şarkılarımız… Adı “biz” olan her şey,şimdi adsız mı kalacak? Hiç yaşamamış gibi öldürecek miyiz gizlice “bizi”? Henüz adını koymadan gitme! “Ayrılık” koy,razıyım! Yeter ki bir şey söyle ona… Son bir kez adıyla seslen.. Sarıl sımsıkı ve git. Ben adını koyamadım sensiz kalbim el vermedi.. “Benim bir adım yok mu?” dedi.. O benim adımı çoktan koymuştu.. “Anne”… Ben adını koyamadım sensiz… “Kız..-..” diyemedim. Tam arkasındaydım.. Duymanı istemedim onun yüreğimde gizlenen adını.. Sen demiştin ya hani,hatırlıyor musun? Sanmalarda kalmış aklım ben unutmuştum. Ama Ona fısıldamıştım sensiz dünyama geldiğinde.. “Galata”… Galata’ydı onun adı. Hem sana bağlı hem de bana yasaklı olan Galata… Haydi sarıl Galata’na.. Hayallerimize sarılmış gibi,adını koyamadığımız bir çok zamanlarımızın çalınmışlık hissinin nice hüzünleri gibi.. Pişmanlık yaşıyormuş gibi,her dakikan değerliymiş gibi sarıl Galata’na… “Biz”den geriye kalan tek hatıra…