Eylül 26, 2013

Sensizliğin içinden sonbahara doğru.

Kelimeler hep bir ağızdan sitem ediyorlar hiç yazılmayan zamanın anılarına. Kelimeler o kadar acımasız ki,o kadar çaresiz sevdiler ki beni... Seni tek bir kelimeyle bile yazabilirken,şimdi tonlarca harflerin birleşmesi güçleşti. Hiç bir kelime ikimiz ile yazılamadı. Beni seninle şiir kitabının ön sözünde yaşatan bir şair olmadı. Sayfalar dolusu şiirlerimiz vardı ama;tek yanlıydı.. Tek taraflıydı.. Tek yazgıların buhranıydı. Hep ayrı bir ağlayışlarımız vardı. Sen gözyaşlarını dökerdin,gözyaşları beni sana dökerdi. Bir gözyaşı olmak isteyecek kadardım bağrımda bıraktığın nefes ile... İşte sen o nefestin,en yorgun solunan...  Seni solmaya bile cesaretim yok. Korkak ciğerlerim sen ile dolmaya.. Bir yandan doyamıyorum bir yandan içimde tutamıyorum. Bu kadar mı kalbim hapsetti seni,haykırdın da duymadı mı seni seyre duruşum? Gözlerim yalan mı görmek istedi? Yoksa sen mi yalanı gözüme bıraktın veda öpücüğünle? Bir perdeydin göz bebeklerimin asla göremeyeceklerini kendin ile değiştirdiğin... Anımsadığım en güzel geçmiş,hayalini silinik anılarla tamamladığım şimdim.. Peki geleceğim? Beraber olduğumuz günlerin gelecek taakati var mıydı? Biz gelecek miydik? Biz geçecek miydik? Geleceğimizle geçmiş olacak mıydık kokumuzla hasret gidererek... Yüreğimizde sayamadığımız ümitleri çehremize masumca bir dokunuş ile ölümsüzleştirecek miydik? Yüzündeki çizikleri ararken nefesimle diriltebilecek miydim ölü dudaklarını? Bak sevgilim! Yine yanındayken karanlık boyanmış her yer. Ama hala seni görebiliyorum. Gözlerinde bana ait olan ışık ile. Yine seyrediyorsun nefes alış-verişimi sana yanarken,yine bir şey söylemeye çalışıyorsun ben seni son nefesimle sayıklarken...
İkimizde birbirimizle sayıklanmaya mahkum edilmişiz. Ben son kez'lere söz yeğlemeye fırsatçı,sen benden uzak olan her şeye göz yuman bir vedacı... İçimi aldın götürdün,kalanlara sağ diyemeden... Gözümün içi,avucumun içi,yüreğimin içi,şiirlerimin içi,sensizliğin içi,senliğin içi... Sensizliğin sen'i. Bak bana neleri sahip olamadan gösterdi.
Gözümde bir yaş bırakmıştın,hatırladın mı?
Sen giderken dökeyim diye...
Avucumun içine anılarımızı üflemiştin,hatırladın mı?
Sensizliğinde başkasıyla anım olmasın diye...
Yüreğime kanını akıtmıştın,hatırladın mı?
Sadece seninle yaşasın diye.
Şiirlerime bir satır yazmıştın,hatırladın mı?
O soluk "iki kelime"...
Peki sensizliğin içi? Senliğinden yarım kalmışlıktı o da.
Hatırladın mı peki? Olmak istemediğin günlerde,sensizliğe şimdiden doyayım diye.
Senliğin içi.... Hatırladın mı ilkim?
İşte bu sana son şiirim. Hatırlamadın,biliyorum.
O da kaldı bende. Senliğin içi kaldı... Çünkü "sen" bende olmayacaksın diye.
En acı iç'ti.. Senin kelimede var olup aslında hiçbir yere ait olmadığın iç.
Teşekkür ederim sevgilim. Bu iç'i bana bıraktığın için. Bana ait olmayanları hissettirdiğin için. Teşekkür ederim yine,son defa alnıma bir "sen" kondurduğun için. Hala saklıyorum onu,her gece ısıtıyorum ellerimle,endişe etme!
Ya da et. Et ki son bir iç bırak bana yaad olmuş. Senin için. İçin için sen sevgilim. Son bir kez yaşamak istiyorum seni şiirim bitmeden.


Sessizce,içiin için...

Eylül 17, 2013

İçimde büyüttüğüm çocuğum kayıp,adı "Sen"di. Gördün mü?

Bir çizgi çizmekle yetinirsin bazen,satırlara bedeldir öyle inandırırsın sayfalara. Uzun zamandır tesellisiyle yanıp tutuşan içimde doğan seni "çocuk" diye adlandırmakla başladım bu zamana. Bu şiir bizi çok yordu en başta. Adını hiç koymamalıydık, silinmiş sayfaların yazmamaya ısrarlı tükenmiş umutlarına söz geçirmekten vazgeçmeliydik belki.
Belki sevgiler sadece yazılabilir tek dokunuşta idi. Ne üstünü bir beyaz bir örtü ile örtebildik geçmişin,ne de hayal kurabildik yüzümüz birbirimize dönükken.. Yalanın bile adını koyamadık,doğrular sahicilerin efendisi değildi. Yalanların bile doğru olma korkusu vardı avuçlarımızda birikirken. Hadi bu sefer de yazmayan bir kalemi kandıralım. "Sen çok güzel yazıyorsun" diyelim ona.Hani en son şiirde iki kelimenin memnuniyetsizliğini anlayamayıp kandırılışımız gibi. Hiç yazmayan bir kalem varya hani "bize" benzeyen kalem. Hani biz... Hiç olmayan "biz"in tenimize işlemiş kokularımızı yabancılayan biz hani... İşte o kalem "biz" gibi olsun. O yaza dursun yokları,"biz" varları gidişimize saklayalım. Giderken cebimize atalım iki-üç hatırayı... Belki bir gün yoklarken cebimizi hatıralar yoldaş olur gittiğimiz yolda.
Biliyorum.. Yollarımız bir hayli ayrı yüzümüzü seçemeyecek kadar. Ama kokular hala yabancı. Biz öyle tanıyoruz kokularımızı. Yabancılaşmış kokudan tek damla sürünmüş birbirimizi terk ettiğimiz odanın içindeki paspal giysilerimize.. Sen gitmeden ben gidecektim halbuki.. Neden bu kadar aceleci idin yabancı?
Kokum çabuk uçmasın diye mi bu ayrılık?
Merak etme sevdiğim. O kokuyu beni alnımdan öptüğünde içime çektim buram buram. İlk kokundu bana emanet ettiğin. İlk yabancımdın sen.
İlk çocuğumdun sen kalbimin doğurduğu.
İlk nefesimdin dışarı veremediğim.
İlk hastalığımdın ilacını bulamadığım.
Ve bir ilktin elbisemin üzerinde kalan o acımtırak koku ile.
İlk şiirdin bir de be Sevdiğim.
Sadece adını yazıp "ne güzel bir şiirsin be!" dediğim idin!
İlk rampa idin ayağımın takılıp yuvarlanarak düştüğüm.
İlk yumruğumdun yüzüme "git" diyerek bakarken sıktığım...
Ve şimdi tek bir şey olamıyorsun be İlkim...
Son olamadık. Biz olamadığımız gibi... Son diyemedim.... Benim senden çaresiz gidişimi fırsat bilen bir son...
Olamadık.
Ve bitirdin.
Beni yitirdin...
Seni kilitledin...
Ama kalbime değil... Başka kadına. Başka hayata. Başka bir Son'a...
Bensiz bir sen daha...
Bu şiirde yazıldı yine bak...
Haydi şimdi alkışla benim gözyaşlarımla böbürlenirken...
Ölüşümü kutla sevdiğim kutla...