Şubat 28, 2013

Sayılı ayrılık, umuden yıkılmışlık.


Öleceğini nereden bilebilirdim ki? Sevgiyi yerde öylesine boş bir cesede emanet ettiğini nereden anlayabilirdim ki? Uzakların sana “unut” diye vesvese vereceğini nasıl hissedebilirdim? Ben hiç dinlemedim ki sevgisiz olan hikayeleri. Hep kulaklarımı tıkadım yalanlar söz hakkı aldığında… Susturamadım ama dinlemedim. Söz yeğledim yürüdüğün adımın gölgesine sadık kalacağıma. Biliyorum hep gölgelerini sakladın benden. Arkanda hep birilerini bıraktın yolumu yanıltman için. Seni görememek için. Nereden bilirdim ki sevmediğin bir kadına gölgeni koklatmadığını… Nereden anlayabilirdim başka ayrılıklara bahaneler ürettiğini. Sayılı ayrılıklarla önüme engel koyacağını,anlayamazdım. “Kal” dedin,”geliyorum” dediğimde. “Yardım et” dedin “kurtaracağım seni” diye yemin ettiğimde. Masum bir çaresizlik içindeydin. Sonum olmayan bir sevda peşindeydim. Sen çaresizdin ben kör… Çaresiz? Hayır! Sen yalancının yatsıya kadar yandığı mumdun,ben yalana vesile olan o mumun kana kana erimesini isteyen korkuydum.Şimdi neyimiz kaldı eriyen mumun izlerinden başka. Oracıkta kurudu,kalıntıları kaldı bize dair tüm yalanların. Kalıntıların kazıtıldığı an paramparça olup,üflendi kuru bir boşluğa. Üflerken zor çıktı dudaklarımdan o kuru rüzgar. Öylesine bir nefes verdim dışarı kurumuş mumun yalanından eser kalmaması için. Yetmedi o nefes kurumuş mumun kalıntılarını uçurmaya. Yine üfledim var olduğunu sandığım fakat sensiz var’ı olmayan nefesimle. Yine yettiremedi onları rüzgarların içine hapsettirmeye.. Başka bir fırtına alıp götürecekti senin yalanınla eriyen o mumun izlerini. Ne fırtınalar koptu,ne tayfunlar savurmaya çalıştı o izleri… Hiçbir esinti atamadı senden bana kalan hüzünleri. Tuttum elimden yorgunluğumun, kaldırdım onu ayağa. “Dayan! gitti bak yok işte" dedim. Hadi kalk ve dik dur. Sil o acılarını gözlerinden. Akmasın onun yürüdüğü yerlerden geçerken. Bir kolundan ben tuttum bir kolundan anılar. Yorgunluğum son bir kez teselli istedi senden. Baktı sen dolu gözlerle. Yanına yaklaşmak istedi. Daha çok güçsüzleştiğini kabullenmedi. Koştu ama göremedi o yanan mumu. Düştü yangınların içine. Kavruldu… Meğerse bu yüzden üflerken yetmiyormuş o mumun kalıntılarını yok etmeye… Meğerse yorgunluğum yanıp tutuşmuş o mumun içinde. Her şeyimi yakmışsın. Hislerim,boyun eğişim,gücüm,sıcaklığım,kokum,korkum,gülüşüm,düşüşüm,soluşum,düş kuruşum… Her şeyim yanmış o yalan mumunun içinde. Aldın götürdün bende olan ne varsa yalanına. Meğerse bendeki her şey ateşmiş o mumu yakan. Sen sadece alevlendirendin o mumu emeklere kıydığın zaman. Al hadi çakmağını bir mum daha yak. Bu sefer yalanların için değil,yalnızlığına… Hadi bir mum daha yak,karanlıkta yürüdüğün yollarına… Hadi bir mum daha yak,kaybettiklerini bulmana… Bir mum daha yak… Pişmanlığa,yakıp kül ettiğin vücuduma… Bir mum daha yak,vedalara… El sallıyorum o mum ışığında. Üfle ve gözünü kapa. Ben giderken arkamdan bir ışık tut,sadece bastığım yerlere. Üçe kadar sayacağım senin için. O an gözlerini aç,son bir kez bak. Veda gölgesine…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder