Öleceğini nereden bilebilirdim ki? Sevgiyi yerde öylesine
boş bir cesede emanet ettiğini nereden anlayabilirdim ki? Uzakların sana “unut”
diye vesvese vereceğini nasıl hissedebilirdim? Ben hiç dinlemedim ki sevgisiz
olan hikayeleri. Hep kulaklarımı tıkadım yalanlar söz hakkı aldığında…
Susturamadım ama dinlemedim. Söz yeğledim yürüdüğün adımın gölgesine sadık
kalacağıma. Biliyorum hep gölgelerini sakladın benden. Arkanda hep birilerini
bıraktın yolumu yanıltman için. Seni görememek için. Nereden bilirdim ki
sevmediğin bir kadına gölgeni koklatmadığını… Nereden anlayabilirdim başka
ayrılıklara bahaneler ürettiğini. Sayılı ayrılıklarla önüme engel
koyacağını,anlayamazdım. “Kal” dedin,”geliyorum” dediğimde. “Yardım et” dedin
“kurtaracağım seni” diye yemin ettiğimde. Masum bir çaresizlik içindeydin.
Sonum olmayan bir sevda peşindeydim. Sen çaresizdin ben kör… Çaresiz? Hayır!
Sen yalancının yatsıya kadar yandığı mumdun,ben yalana vesile olan o mumun kana
kana erimesini isteyen korkuydum.Şimdi neyimiz kaldı eriyen mumun izlerinden
başka. Oracıkta kurudu,kalıntıları kaldı bize dair tüm yalanların. Kalıntıların
kazıtıldığı an paramparça olup,üflendi kuru bir boşluğa. Üflerken zor çıktı
dudaklarımdan o kuru rüzgar. Öylesine bir nefes verdim dışarı kurumuş mumun
yalanından eser kalmaması için. Yetmedi o nefes kurumuş mumun kalıntılarını
uçurmaya. Yine üfledim var olduğunu sandığım fakat sensiz var’ı olmayan
nefesimle. Yine yettiremedi onları rüzgarların içine hapsettirmeye.. Başka
bir fırtına alıp götürecekti senin yalanınla eriyen o mumun izlerini. Ne
fırtınalar koptu,ne tayfunlar savurmaya çalıştı o izleri… Hiçbir esinti atamadı
senden bana kalan hüzünleri. Tuttum elimden yorgunluğumun, kaldırdım onu ayağa. “Dayan! gitti bak yok işte" dedim. Hadi kalk ve dik dur. Sil o acılarını gözlerinden.
Akmasın onun yürüdüğü yerlerden geçerken. Bir kolundan ben tuttum bir kolundan
anılar. Yorgunluğum son bir kez teselli istedi senden. Baktı sen dolu gözlerle.
Yanına yaklaşmak istedi. Daha çok güçsüzleştiğini kabullenmedi. Koştu ama
göremedi o yanan mumu. Düştü yangınların içine. Kavruldu… Meğerse bu yüzden
üflerken yetmiyormuş o mumun kalıntılarını yok etmeye… Meğerse yorgunluğum
yanıp tutuşmuş o mumun içinde. Her şeyimi yakmışsın. Hislerim,boyun
eğişim,gücüm,sıcaklığım,kokum,korkum,gülüşüm,düşüşüm,soluşum,düş kuruşum… Her
şeyim yanmış o yalan mumunun içinde. Aldın götürdün bende olan ne varsa
yalanına. Meğerse bendeki her şey ateşmiş o mumu yakan. Sen sadece
alevlendirendin o mumu emeklere kıydığın zaman. Al hadi çakmağını bir mum daha
yak. Bu sefer yalanların için değil,yalnızlığına… Hadi bir mum daha
yak,karanlıkta yürüdüğün yollarına… Hadi bir mum daha yak,kaybettiklerini bulmana…
Bir mum daha yak… Pişmanlığa,yakıp kül ettiğin vücuduma… Bir mum daha
yak,vedalara… El sallıyorum o mum ışığında. Üfle ve gözünü kapa. Ben giderken
arkamdan bir ışık tut,sadece bastığım yerlere. Üçe kadar sayacağım senin için.
O an gözlerini aç,son bir kez bak. Veda gölgesine…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder